Bir Silgi Bir Kalem – Sosyal Sorumluluk Projesi

Cuma, 23 Ara 2011 5 yorum

Türkiye genç nüfus yoğunluğuyla eğitime kaynak yetiştirmeye çalışıyor. Sadece orta öğretimde 3,5 milyon öğrencinin okuduğu bir eğitim sisteminde okulların çeşitli ihtiyaçlarını gidermek deher geçen gün zorlaşıyor. Bu gerçekten hareket eden ve sivil bir inisiyatif olan LADDER (LiderAdaylarını Destekleme Derneği), bazı ihtiyaçlarını karşılayamayan ilk ve orta öğretim kurumlarına ulaşmak ve okul yetkililerinin aktardıkları eksikleri karşılama hedefiyle dijital bir platformu hayata geçirdi. “Aydınlık yarınlar için Bir Silgi Bir Kalem” mottosu ile faaliyete geçen dijital platform(www.birsilgibirkalem.org), Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayını almayı başardı.

Tamamen sivil toplum girişimi olarak gerçekleştirilen bu çalışmada, proje ekibi, doğrudan herhangi nakti veya ayni bağışı kabul etmiyor. “Bir Silgi Bir Kalem” platformu, doğrudan Türkiye’deki tüm okullarla bağışçılar arasında dijital bir köprü oluşturuyor. Okullar, www.birsilgibirkalem.org ‘da ihtiyaçlarını doğrudan duyurabiliyor. Bu platformda isteyen kişi ve kurumlar, okulların yetkili olarak belirlediği öğretmenlerin taleplerini karşılayarak sayısız çocuğun yüzünü güldürebiliyor. devamını oku…

FÖ & FS – Facebook’dan Önce ve Facebook’dan Sonra

Cuma, 24 Haz 2011 17 yorum

2004 yılında blog takip etmeye başladığım zamanlarda kaliteli yazanlar dışında enteresan bir kitle daha vardı. Bu kitle, günün şartlarına göre yenilikleri, incelikleri takip etmiş ve Google’ı seo yoluyla kısmen kandırmayı başarmışlardı. Çılgınlar gibi içerik yazar, anahtar kelimelere ve link değişimlerine oynar, bunun sonucunda arama motorlarında üst sıralara çıkarlardı. Tabi hepsinin sonunda gelen ziyeretçilerin adsense reklamlarına tıklama oranlarında gelir elde ederlerdi. Bu yöntemle çok iyi para kazananlar gördüm. (:

Yukarıda yazdığım yazının asıl konuya bağlantısı ise şöyle: en çok aranan şeylerden biri “komik video”ydu. İnsanlar çılgınlar gibi komik videolar arar, izler, başkalarına izletir ve anlatırdı. İnanılmaz derecede popüler bir olaydı bu!

Şimdi aşağıdaki grafiklere bakarak bir şeyler çıkarmaya çalışalım:

Facebook’a 2007 yılında üye olduğumu hatırlar gibiyim. Uzunca bir süre üye olmama konusunda direndiğimi eklemek isterim. Facebook’un da 2007 yılında Türkiye’de aktif kullanıcılar tarafından kullanıldığını, “eski arkadaşını bul” furyasının başladığını söyleyebiliriz. (Asıl patlaması 2008 yılı sonunda oldu.) Youtube ise Türkiye için uzun zaman boyunca harika bir ortam olmuştu fakat Facebook patlaması yaşandıktan sonra video izleme – paylaşma sitesi olan Youtube’a nedense ilgi birden azaldı.

“Komik video” aramasında 2006 yılı sonlarında ciddi bir düşüş olmuş ve bu düşüş neredeyse sürekli devam etmiş, etmeye de devam ediyor. Facebook’da da en çok yapılan şeyin video paylaşmak özellikle de komik video paylaşmak olduğunu gördüğümüz için bu düşüşün nedenini anlamak pek de zor değil. (Kısaca, insanlar artık “komik video” bile aramıyorlar! Belki de bilmiyorlar?)

Kalkıp da “Facebook video sitesi oldu”, “Kimse amacına uygun kullanmıyor” falan demeyeceğim. Tek söylemek istediğim şey şu; Facebook, internet kullanıcılarının hayatına tahmin ettiğimizden fazla bir etki gösteriyor. Eskiden kullanıcılar için internet çok geniş bir alanı anımsatırken şimdi çok daha basit bir anlam ifade ediyor. Facebook!

Yaşım ve tecrübem fazla olduğu için söylemiyorum ama Facebook ile internete hayatına başlayan kitle gerçekten “kötü” birer internet kullanıcısı olarak yetişiyor. İnternetin Facebook’dan ibaret olduğunu düşündükleri için gerçek “internet dünyası”ndan habersiz yetişiyor ve hiç bir şey öğrenmiyor, öğrenemiyor.

İnternetin hayatımızın her alanına etki ettiği ve gittikçe öneminin arttığı bu yıllarda “bilinçli” internet kullanıcılarının oluşmasını sağlamamız gerekiyor. Yoksa ilerleyen yıllarda durum hiç de iyi olacak gibi değil!

İstSec 2011 Başlıyor – Sosyal Medya ve Bilgi Güvenliği

Perşembe, 26 May 2011 3 yorum

Hamza’nın blogunda gördüğüm güzel bir konferansı paylaşmak istiyorum. İstSec, Bilgi Güvenliği konferansı 3-4 Haziran tarihlerinde yapılacak.

Sosyal medya, son iki yılda inanılmaz bir hızla yaygınlaştı fakat bilgi güvenliği konusu herkesin atladığı bir konu olarak kaldı. Sosyal medyanın büyümesi demek bilgi güvenliğinin öneminin artması demek. Bu konuya da yer verilecek olan İstSec’i kaçırmamanızı öneriyorum.

Ayrıntılı bilgi için Hamza’nın yazısını da aynen paylaşıyorum.

Ülkemizde eksikliği her geçen gün daha fazla hissedilen ürün/teknoloji bağımsız, çözüm odaklı güvenlik anlayışına katkı sağlamak amacıyla, her yıl Haziran ayında gerçekleştirilen İstanbul’a özel Bilgi Güvenliği Konferansı olan İstSec, bu yıl 3-4 Haziran 2011 tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecektir.

Türkiye’den ve çeşitli ülkelerden konusunda söz sahibi bilgi güvenliği uzmanlarını ve BT güvenliği meraklılarını buluşturacak olan İstSec 2011’in bu yılki ana teması “yeni teknolojiler, yeni güvenlik riskleri” olarak belirlenmiştir

Konferans Programı:

İstSec 2011’de 38 farklı konuda 35 farklı uzman yer alacaktır. Ayrıca hem internet üzerinden hem de etkinlik alanında “Capture The Flag Ethical Hacking” yarışması gerçekleştirilecektir.

Konferans boyunca, internet yasaklarının teknik ve hukuki boyutları, sanallaştırma güvenliği, bulut bilişim güvenliği, siber istihbarat toplama yöntemleri, adli bilişim analizi, mobil telefon güvenliği, yeni nesil tehditler ve çözüm önerileri, yeni nesil hacking yöntemleri, CEO ve CIO’lar için Yeni Nesil Güvenlik, Siber Tehditler ve Türkiye’nin Siber Güvenlik Yol Haritası ve APT(Advanced Persistent Threat) gibi konular detaylıca irdelenerek katılımcıların bilgi sahibi olması sağlanacaktır.

Konferans programına http://www.istsec.org/?page_id=6 adresinden ulaşılabilir.

Konferans Sponsorlarımız:

İstSec ‘11, SadeceHosting, Microsoft, Helyum, Trend Micro, SymTürk, GateProtect, StoneSoft, Inforte, Bilişimcim, Palo Alto Networks , Mavituna Security, Bilgi Güvenliği AKADEMİSİ, ADEO, Zemana, Labris Teknoloji, ÇözümPark ve Tamara Electronics sponsorluğunda gerçekleştirilmektedir.

Katılım & Kayıt:

Konferansa katılım ücretsiz olup kayıt yaptırılması gerekmektedir.

http://www.istsec.org/kayit.html adresinden kayıt işlemi tamamlanabilir.

İletişim:

Konferansla ilgili tüm geri bildirimler için info@istsec.org adresine e-posta gönderebilirsiniz.

Ulaşım:

İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü

Kurtuluş Deresi Cad. Yahya Köprüsü Sok. No: 1

Dolapdere 34440 Beyoğlu İstanbul

İstSec ‘11 Bilgi Güvenliği Konferansı’nda görüşmek üzere!

Grup Alışveriş Siteleri vs Facebook Deals

Pazar, 16 Oca 2011 13 yorum

Grup alışveriş furyasına kapılmayanınız yoktur sanırım. Groupon fırtınası Türkiye’de de fazlasıyla etkili oldu ve onlarca grup alışveriş sitesi açıldı, bir çoğu iyi işler çıkaramasada 4-5 proje emin adımlarla ilermeye devam ediyor. 2011′de grup alışveriş pazarının liderleri ve kalıcı olacak isimleri netleşir diye düşünüyorum.

Tüm bunlar olurken dünyayı kasıp kavuran bir Facebook var ki sormayın. Önümüzdeki aylarda Facebook, alışverişin daha da sosyalleşebilmesini sağlamak amacıyla Deals uygulamasını yayına alacak. Bu uygulama sayesinde şirketler sayfaları üzerinde bu uygulamayı kullanarak kampanyalar yapabilecek. Gerektiği zaman kendi grup alışveriş kampanyasını, gerektiği zaman Places’ı kullanarak konum bazlı kampanyasını yapacak ve milyonlara duyurabilecek. (?)

Peki, bu uygulama grup alışveriş sitelerini nasıl etkileyecek? Bu uygulama ile beraber Facebook bir sektörün daha sonunu getirebilecek mi? Yoksa sadece Facebook’un yaptığı uygulamaların arasında yer alıp sadece basit, bütünleyici bir araç mı olacak?

İsmail Dağlı’ya göre Deals, grup alışveriş siteleri için gerçekten büyük bir tehdit olacak ve büyük bir pazar payına sahip olacak. (Yazıyı okumak için tıklayın.) Bu konuda İsmail’e katılmıyorum. Çünkü sektörü yakından takip edenler için Facebook Deals gerçekten önemli bir gelişme olabilir. Facebook’un elindeki üyelerden dolayı da çok büyük pay alması gerekir fakat realist bir bakış açısıyla düşündüğümüz zaman böyle olmayağını görüyoruz.

Grup alışveriş siteleri ve Facebook Deals’ı karşılaştırarak neden katılmadığımı açıklamaya çalışacağım.

Grup Alışveriş Siteleri:

1- Yazılım ve tasarımsal düşünüldüğü zaman tamamen hazır bir sistemi bulunduğundan dolayı bir kampanya oluşturmak için işletmenin yapması gereken hiçbir şey yok, siz anlaşmanızı yaparsınız ve geri kalanı onlar halleder. Zaten işin arkasında bir çok dalda uzman olan büyük bir ekip bulunuyordur.

2- Sisteme üye yüzbinlerce kişi, yüzbinlerce e-mail abonesi, normal ziyaretçilerden oluşan bir topluluk bulunuyor. Önceki reklam ve kampanyalardan dolayı sürekli büyüyen bir yapı olduğu için “sıfırdan” topluluk oluşturmanıza gerek kalmaz. Anlaşma sonrası hem siteyi ziyaret edenler kampanyayı görecekler, hem de üyelere ve e-posta abonelerine mailler gidecek bu sayede bir anda yüzbinlerce kişiye ulaşmış olacaksınız.

3- Anlaşma sonrası zaten reklam yapılan mecralarda sizin kampanyaların kullanılması hem yayılım açısından büyük yarar sağlayacak hem de bilinirliği arttıracaktır. Outdoor, Adwords, Facebook gibi reklam platformlarında zaten günlük reklam döndüğü için reklamlarla uğraşmak zorunda da kalmazsınız.

4- Fırsatı satın alan kişiler zaten siteye üye olmak zorunda oldukları için veya zaten üye oldukları için o kişiye ait birçok bilgiye de sahip olunmuş olur.

Genel olarak ele alacak olursak bu karşılaştırma için 4 madde gayet yeterli.

Facebook Deals:

1- Eğer her Facebook izin verecekse -ki vermesi daha iyi olur- işletmeler uygulama için bir tasarım ve geliştirmeler için ek yazılım yapmak zorunda kalacak.

2- Kampanyayı yapacak olan işletme ilk aşamada en fazla, resmi sayfasında bulunan kişilere ulaşmış olacak. (İşletmelerin %95′inin henüz profesyonel iletişim yaptığı sayfası bulunmuyor. Sayfası bulunan işletmeler ise maalesef çok küçük bir topluluk oluşturmuş durumdalar ve topluluk yönetimi konusunda çok eksik durumdalar.)

3- Hayranları sayfalara toplarken bile büyük reklam bütçeleri ayıran ve profesyonel bir ekip ile çalışmadığı zaman genelde başarısız olan markalar bu defa kampanyalarının reklamlarını yapmak zorunda kalacak. Çünkü ortada büyük bir kitle bulunmuyor. Kampanya olağan üstü bir şey değilse viral yayılımı da mümkün olmayacağı için müşterileri bir araya toplamak için devasa reklam bütçeleri ayırmak zorunda kalacak. Tabi bu reklamları da bir ajansa veya profesyonel bir kişiye yaptırmadığı zaman büyük ihtimalle başarısız olacaktır. Çünkü, insanları bir araya toplamak eskisinden çok daha zor.

4-  Veri bakımından düşünülecek olursa reklamlar sonucu sayfaya katılan kişilerden sadece uygulamayı kullananların Facebook tarafından izin verilen bilgilerine ulaşılmış olacak.

Son olarak da işletme gözüyle bu uygulamalardan hangisinin daha yararlı olduğunu düşünelim.

Grup alışveriş siteleri kullanıldığı zaman hem verilecek olan hizmetten/üründen indirim yapılır hem de satış üzerinden grup alışveriş sitesine bir kar bırakılır. Bu, işletmeler için çok karlı olmayabilir. (Grup alışverişini yapacak olan işletme bir şekilde kar ediyordur, yoksa zaten bu işe girişmez. (: ) Bir de Facebook Deals’ı düşünün! Hem bir topluluk oluşturulup yönetilecek, hem reklam verilecek hem de bu işlerin sonucunda doğacak müşteri şikayetleri ile kendileri uğraşacaklar. Bunların hepsi için insan gücü gerekir. İşletme, bu kampanyaları sürekli yapmayı hedefliyorsa bir ekip kurmak zorunda kalacaktır. Tabi bunun için harcayacakları emek ve para çok daha fazla olacaktır.

Bu ve benzeri nedenlerle işletmelerin grup alışveriş sitelerini kullanarak çok daha rahat edeceklerine ve daha karlı çıkacaklarına inanıyorum. Facebook Deals bu aşamada en fazla bütünleyici bir araç olarak yer alır diye düşünüyorum.

Son söz: Facebook Deals güzel bir uygulama fakat tahmin edildiği gibi efektif olmayacak ve bekleneni veremeyecektir. (Facebook, her zaman çılgın bir fikir ile beni yalancı çıkarabilir ama şu aşamada öyle bir şey görünmüyor. (: ) Grup alışveriş siteleri 2011 yılında, 2010 yılına göre artan bir ivme ile büyümeye devam edecektir. (Bu ivmenin azalmasını istemiyorsalar, 2011 yılı için yenilikler düşünmeye başlamış olsalar iyi olur.)

Tico’lu Balıkçı ve Wall Street Analizcisi

Pazar, 28 Kas 2010 6 yorum

Hayatta ne istediğimizi iyi bilip ona göre hareket etmemiz lazım. Hırs kısmen iyi bir şey olabilir, bir yerden sonra gözlerimizi kör ederse ne istediğimizi unutup amaçsızca yaşamamıza neden olur. “Ne istediğin, ne için çalıştığın ve ne için yaşadığına” ilişkin çok beğendiğim bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim. Gerçekten çıkarılması gereken çok fazla ders olduğuna inanıyorum.

Amrikalı bir işadamı kıyıdaki bir Kosta Rika köyünün rıhtımındayken küçük teknesiyle bir balıkçı yanaşıyormuş. Teknenin içinde birkaç iri ton balığı varmış.

Amerikalı, balıkçıya balıklarının kalitesinden dolayı iltifat etmiş ve onları tutmasının ne kadar sürdüğünü sormuş.

Balıkçı “az vaktimi aldı” demiş. Amerikalı neden daha fazla denizde kalıp daha fazla balık tutmadığını sormuş. Balıkçı ailesinin şimdiki ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek kadar balık tuttuğunu söylemiş.

Amerikalı sormuş, “Peki zamanının geri kalanını ne yapıyorsun?”

Balıkçı cevap vermiş, “Geç saate kadar uyuyorum, biraz balık tutuyorum çocuklarımla oynuyorum, karım Maria’yla siesta yapıyorum, her akşam köye gidip şarap içiyorum ve arkadaşlarımla gitar çalıyorum. Çok yoğun ve dolu bir hayatım var senor.

Amerikalı dudak bükmüş, “Ben bir Wall Street  yöneticisiyim ve sana yardım edebilirim. Balık avlamaya daha fazla zaman ayırmalısın, daha büyük bir tekne almalısın ve bir de internet sitesi açmalısın. Ulaşılabilir bir ilerleme planı birkaç tekne için sermaye kazandırır. Sonunda balıkçı teknelerinden bir filon olur. Tuttuğun balıkları aracıya satmanktansa, onları işleyenlere doğrudan satarsın ve sonunda kendi konserve fabrikanı açarsın. Ürünü, işlenmesini ve dağıtımını kontorol edersin. Bu sahil kasabasından ayrılıp San Jose, Kosta Rika ve sonrada Los Angeles, en sonunda da New York’a taşınman gerekir. Burada işlerin bir kısmını üçüncü parti müşterilere yaptırman gerekir ki genişleyen işletmeni dikey pazarda yönetebilesin.”

Balıkçı sormuş, “Ama senor tüm bunlar ne kadar zaman alacak?”

“15-20 sene.”
“Ya ondan sonra senor?”

Amerikalı gülmüş ve demiş ki, “Bu en iyi tarafı. Doğru zaman geldiğinde şirketini halka arz edersin ve şirket hisselerini halka satıp çok zengin olursun. Milyonlar kazanırsın.”

“Milyonlar mı, senor? Peki ondan sonra?”

Amerikalı şöyle demiş, “Sonra emekli olursun, geç saatlere kadar uyuyabileceğin, çocuklarınla oynayabileceğin, karınla siesta yapabileceğin şarap içerken arkadaşlarınla gitar çalabileceğin bir köye yerleşirsin.

Alıntı: “Büyük Markalar, Büyük Hatalar – Jack Trout – (Sayfa: 195-196)

Lezzetini Çeken Kazanıyor

Pazar, 28 Kas 2010 yorum yok

Yıllardır lezzetlerini tüm Türkiye ve dünyaya sunan Penguen Gıda, yeni kampanyası LezzetiCekenBilir.com ile tüketicilerine lezzeti, eğlenceyi ve muhteşem hediyeleri aynı anda sunuyor.

Kampanya kapsamında www.lezzeticekenbilir.com sitesine herhangi bir Penguen ürünü ile en yaratıcı fotoğrafı çeken Penguen Gıda tüketicileri birbirinden güzel hediyeler kazanıyor. En çok oyu toplayan 1. kişi Sony Bravia LCD TV, 2. kişi iPhone 3GS ve 3. kişi Sony Playstation 3; ayrıca yarışmaya katılan her 25. kişi de Penguen Hediye Paketi kazanıyor.

Penguen Gıda, 1989 yılında Türkiye’nin en verimli tarım havzalarının merkezindeki Bursa’da kuruldu. Reçel, sebze konserveleri, hazır yemekler, salça, turşu, az şekerli reçel, meyve preparatları, kurutulmuş meyve şekerlemeleri, dondurulmuş gıda gibi %100 yerli üretimden eldeettiği ürün çeşidini her geçen gün zenginleştiren Penguen Gıda, satışlarının %50’sini ABD, Almanya, İngiltere, Fransa başta olmak üzere 35 farklı ülkeye yapmaktadır.

www.Lezzeticekenbilir.com ile Penguen Gıda’nın lezzetlerini tadarken muhteşem hediyelerle kendinizi ödüllendirebileceksiniz.
Basın bülteni olarak yayınlandı.

Facebook’da Yeni İstatistik Sayfaları

Çarşamba, 04 Ağu 2010 11 yorum

Facebook ile ilgili bir çok kişinin aklını karıştıran konulardan biri, bir konuda Facebook profili oluştururken “hayran sayfası” mı oluşturmak daha mantıklı yoksa “grup” mu? Aslına bakarsanız oluşturulacak olan profilin amacı burada önemli olan konulardan biri ama bunun dışında grup oluştururken sınırlı üyeye sahip olacak olmak (5.000 kullanıcı) ve yeterli istatistik alamamak Facebook‘un da istediği gibi herkesi “hayran sayfası” açmaya yönlendirdi. Gerçekten ayrıntılı istatistik veriyor olması, sınırsız kullanıcıya ulaşma imkanı ve bildirimlerin ana sayfada daha etkin kullanılabilir olması hayran sayfalarını daha çekici bir hale getirdi.

Az önce Facebook’un testlerinden birine şahit oldum ve yeni istatistik sayfalarını gördüm. Zaten detaylı olan istatistik sayfalarını daha şık bir hale getirip düzenini değiştirerek yakın zamanda kullanıma açacaklarını düşünüyorum. Daha önceleri tek sayfada bir arada sundukları istatistikleri daha kolay okunması açısından olsa gerek ayrı ayrı grafiklerde sunmaya karar vermişler. Bu sayede şu anki karmaşık yapıdan kurtulmuş olacaklar. Bunun yanında Grafiklerin kampanya ve ya reklam sunumlarında daha rahat kullanılabilmesi açısından direk Facebook üzerinden kayıt edilmesine imkan vermeleri de güzel olmuş.

Benim için şu anki istatistik sayfası da gayet yeterliydi ama yenilikler güzeldir. Mutlaka daha farklı, yeni özelliklerde ekleyeceklerdir. Kısa süreliğine gördüğüm için çok inceleyemedim ama yeni özelliklerin olacağı belli. En büyük temennim ise şu anda verdikleri istatistik ortalama 3 gün geriden geliyor, bunu 1 güne indirmeleri ve ya Google Analytics gibi bir kaç saatte bir güncellemeleri, eğer böyle bir yenilik de yaparlarsa gerçekten harika olacak.

Eski Facebook İstatistik Sayfası

Aşağıda da yeni istatistik sayfalarından bir kaç ekran görüntüsü yer alıyor.

Sahip olduğunuz tüm sayfaların istatistiklerinin bir kısmını yine yeni açılacağını tahmin ettiğim “İstatistikler” sayfasından görebiliyorsunuz.Facebook bu yenilikleri ile “hayran sayfaları”nın giderek artan önemine biraz daha dikkat etmiş oluyor, bizlerinde bu konuya daha fazla dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum. Artık “hayran sayfaları” basit birer sayfadan ibaret değil, bunu aklımıza yazmalıyız…

İnci Sözlük Facebook’a Ne Yaptı?

Perşembe, 29 Tem 2010 14 yorum

İnci Sözlük, bir grup kanı kaynayan gencin bir araya gelmesiyle oluştuğunu düşündüğüm klasik sözlüklerin dışında, daha çok küfür odaklı bir sözlük sitesi. Bu gençlerin bana göre en önemli özelliği ise toplu halde iyi hareket edebilmeleri.

Bu kısa açıklamadan sonra dün Facebook’da her yerde içinde bolca “İnci” geçen küfür ve hakaret içeren yazılar vardı ona gelecek olursam İnci Sözlük dün Facebook’a saldırdı. Ama bu bildiğimiz hack saldırılarından değildi. Bu saldırı Facebook’un çevirilerine yapılan bir saldırıydı.

Normalde Facebook dil çevirilerini kendisi yapmıyor kullanıcıların yaptığı çevirilerin yine kullanıcıların oylarına güvenerek yayına alıyor. Yani “News feed” yazan alan için “Haber kaynağı” önerisi girilmiş ve bu öneri çok kişi tarafından onaylandığı için bu şekilde yayına alınmış. Bu çeviri konusunun (+18) farkına varan inci kullanıcıları hemen harekete geçip bu çevirilerin tabiri caizse anasını ağlattılar.

Bir çok arkadaşım, akrabam arayıp profillerinin hacklendiğini söylüyor ve ne yapacaklarını bilmiyordu. Tabi durumu anlatınca biraz rahatladılar o ayrı. Yani olay bir hack değildi, sadece internetin nimetlerinden faydalandılar ve bunu kötüye kullandılar.

İnci Sözlüğün bu tarz şeyleri yapma amacı ne bilmiyorum ama gerçekten ellerindeki bu kitleyi böyle çocukça şeyler yapmak yerine daha efektif kullanabileceklerinin farkına varmaları lazım. Yani Tv programlarına telefonla saldırarak, sitelerin açıklarını ve ya imkanlarını kullanarak küfürler yağdırmanın bir “tepki” göstergesi olduğunu sanmıyorum.

Buradan İnci’ye bir öneri sunmak istiyorum. Elinizdeki bu kitleyi belli konulara “tepki” oluşturabilecek şekilde kullanmalısınız. Böylece bir amacınız olur ve bir işe yaramış olursunuz. Böylece çevrenizde çok daha fazla destek alır, daha güzel işler yapabilirsiniz. Yine kendi tarzınızla yapın ama lütfen bir amacı olsun.

Aşk-ı Memnu Bitti ama ne bitti!

Cuma, 25 Haz 2010 14 yorum

Bu gece (24.05.2010) Türk televizyon tarihine hatta dünya televizyon tarihine adını final bölümü (Veda) ile yazdıran Aşk-ı Memnu dizisi bitti. Dizinin bittiğine bir çok kişi üzülse bile sevinenlerin sayısı da bir hayli fazlaydı. (En başında ben geliyorum) Bu dizinin tek bölümünü bile izlemedim (final bölümünü friendfeed sağ olsun anlık paylaştı (: ), kitabını okumadım ve artık adını bile duymak istemiyorum.

Dizi bitti, sevindik ama dizinin yankıları dizinin bitmesi ile beraber katlanarak arttı. Türk kullanıcıların paylaşımları twitter da “aşk ı memnu” kelimesinin trend konulara girmesini sağladı. Bunun olması için gerçekten çok fazla twit gerekiyor. Bu da yetmezmiş gibi Dünya Kupası falan dinlemeden Aşk-ı Memnu dizisi twitter Trend konularında ilk sıraya yükseldi ve Türkiye dışında da olağan üstü ilgi çekmeye başladı.

Bu başarı mıdır bilinmez ama tüm dünyada gerçekten büyük yankı uyandırdığı kesin.

Benim gözlemlerime göre Twitter’da içinde “aşk ı memnu” geçen saniyede 10-20 twit yazılıyordu. Bunun yanında retweet sayısı da çok fazlaydı özellikle ingilizce yazılan twitlerin bazılarının retweet sayısı 100′den fazlaydı.

Yani, Türkçe olmasa da şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Türk internet kullanıcıları artı twitter’ı keşfetti. Artık sosyal medya daha güçlü! (:

Yukarıdaki şeylerin çoğunu yazmayacaktım aslında, çünkü aşağıdaki resimler her şeyi anlatıyor bence…

İstanbul’u Seviyorum

Çarşamba, 16 Haz 2010 15 yorum

3 yıldır her ay bir kaç defa gittiğim, Haydarpaşa tren garına her girişimde aynı mutluluğu hissettiğim bir şehir İstanbul. İstanbul milyonlarca insan için çok farklı anlamlar taşıyor fakat aslına bakarsanız benim için öyle olağan üstü bir özel anlamı bulunmuyor. Olmasına da gerek yok zaten.

İstanbul’da ki hayatın hızı, içinde barındırdığı harika tarihi, martısı, köprüleri, sahilleri her şeyi ile zaten özel bir yer. Ayrıca özel bir şey yaşamak farklı olabilirdi belki ama bunlar bile benim İstanbul’a olan hayranlığımı arttırmaya yetiyor.

Fotoğraf bana aittir.

Öyle ki İstanbul’a adımımı atar atmaz ayrı bir dünyaya ayak bastığımı düşünüp hızına ayak uydurmaya, çevreyi izleyerek hızla hareket etmeye başlıyorum ve bu bana inanılmaz bir zevk veriyor.

Hayatımın geri kalanını İstanbul’da geçirmeyi istemem de hayranlığımın ayrı bir boyutu. Orada ki fırsatlar, değerlendirebilenler için gerçekten “taşı toprağı altın” deyimi ile örtüşüyor. En azından ben öyle görüyorum. Bu yüzden de İstanbul’u kazanmak için çalışıyorum.

Kolay kolay söyleyemem bunu ama şimdi çok rahat söylüyorum, evet İSTANBUL seni seviyorum…