Hepimiz -Artık Daha Güçlü- Medyayız!

Cuma, 14 Haz 2013 yorum yok

15 Şubat 2011 tarihinde comTalks’da “Hepimiz Medyayız” konulu bir yazı yayınlamıştım. Bu yazıda, 2005 yılında Londra’da yaşanan bir olaydan örnek vermiştim. Bu örneğin bir benzerini Taksim Gezi Parkı olayları sırasında yaşadık. Gezi Parkı ile ilgili görüşlerimi zaten bir önceki yazımda paylaşmıştım. 2011 yılında yazdığım yazıyı, içeriğinde hiç bir değişiklik yapmadan sadece başlığı değiştirerek bir de buradan paylaşıyorum. 2013 yılının getirisi olarak kişisel medya ve güven konusunda ayrı bir yazı yazmak gerekiyor sadece…


Hepimiz – Artık Daha Güçlü- Medyayız!

İngiltere’nin Londra kenti 7 Temmuz 2005 günü sabah 8.50′de, taşımacılık sisteminde eş zamanlı patlayan 4 bomba ile şoka uğradı. 18 dakika sonra medyacılar haberi en kısa sürede geçmek için amansız bir çaba içerisine girdikleri zamanda ilk haber, herkesin katkıda bulunabildiği bağımsız online ansiklopediye, Wikipedia’ya düştü. İngiltere, Leicester’den ateşli bir wiki düşkünü olan Morwen geçtiği haberde şöyle diyordu: “7 Temmuz 2005 günü, başta Aldgate, Edgward Road, King Cross St Pancras, Old Street ve Russel Square istasyonları olmak üzere Londra’nın çeşitli metro istasyonlarında patlamalar ve benzeri olaylar meydana geldi. Bütün patlamalar, güçlü etki yaratan nitelikte.”

Dakikalar içerisinde topluluğun diğer üyeleri ek bilgi sundular ve onun imla hatalarını düzelttiler. Kuzey Amerikalılar sabah uyandığında tartışmalara yüzlerce kişi katılmıştı bile. Günün sonunda 2.500′ün üzerinde kişi olayla ilgili olarak çoğu haber organının sunduğundan daha detaylı ondört sayfalık bir rapor hazırlamışlardı. Böylelikle, dört bir tarafa dağılmış gönüllüler, dünyanın en büyük ve en iyi finanse edilen teşebbüslerinden bile daha hızlı, akıcı ve inovatif projeler üretebildiklerini göstermiş, Wikipedia’nın potansiyel gücüne bir örnek vermiş oldular.

Anthony D.Williams & Don Tapscott – Vikinomi

Yukarıdaki açıklama kitlesel işbirliği ve internetin gücünü anımsamamız adına güzel bir örnek teşkil ediyor. İnternet, her kullanıcıya kendi medyasını oluşturabilme imkanı sağlıyor. Kendi kitlemizi oluşturmak ve onlara mekan ve zamandan bağımsız bir şekilde ulaşabilmek hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Hangimiz eskisi gibi haberleri veya son gelişmeleri takip edebilmek için gazete alıyor, televizyonda haberleri bekliyor veya aylık dergileri takip ediyor? Ben, uzun zamandır bunların hiçbirini yapmıyorum. Aktif internet kullanıcılarının bir çoğununda bu alışkanlıklarının değiştiğine inanıyorum.Artık haberleri, gelişmeleri takip etmiyoruz, onlar bizim karşımıza çıkıyor! İstatistik kurumunun açıkladığı rakamlara göre gazete ve dergi satışları geçen seneye göre %20′ye yakın azalmış durumda. Bu rakam, internetin medyaya olan etkisini gözler önüne seriyor.

Kitlemizi oluşturmaktan söz ediyorduk, burada en büyük rolü Facebook ve bloglar alıyor. Bunlara ek olarak Youtube, Twitter, Friendfeed, Flickr gibi sosyal ağlar tamamlayıcı birer rol alıyorlar.

Bir blog sayfası oluşturup güncel tutarak her gün yüzlerce insana ulaşmak artık zor değil. Facebook’da ortalama 150 arkadaşımız bulunuyor ve bir şeyler paylaşmaya açlar. Twitter’da ortalama 80 takipçimiz bulunuyor ve aynı şekilde paylaşabilmek için bir şeyler arıyorlar. Youtube, dünyanın en büyük 2. arama motoru yüklenen her video kısa sürede onbinlerce insan tarafından izleniyor. Flickr dünyanın en büyük fotoğraf depolama alanlarından biri. Tüm bunlar bir araya gelince, kameralı telefon sahibi aktif bir internet kullanıcısı çok kısa sürede büyük kitlelere ulaşabilir hale gelmiş oluyor.

Artık gazeteler popüler blogların içeriklerinden, ürettiklerinden haber yapıyor. Televizyonlar sosyal ağları çılgınlar gibi tarayarak haber yakalamaya çalışıyor, yani son zamanlarda karşılaştığımız haberlerin bir çoğunu aslında kullanıcılar oluşturup paylaşıyor, haber olmasını sağlıyor. Daha ilginç olanı ise bunu dudak uçuklatan bütçeleri bulunan medya devlerine karşı yapıyor.

Artık “hepimiz medyayız” demek abartı olmaktan çıktı. Her kullanıcı kendi medyasını oluşturuyor ve ulaştığı kitleler hızla artıyor. Şu anda tek yapmamız gereken bu gücü daha yararlı bir şekilde kullanmanın yollarını bulmak.

Yıl: 2013 Yer: Taksim Gezi Parkı

Perşembe, 13 Haz 2013 1 yorum

- Gezi Parkı’nda olmak, çok ciddi polis  saldırısına maruz kalmak, gaz yemek hepsi bir yana orada gördüğümüz direniş şimdiye kadar gördüklerimizden çok farklıydı. Olaylar sırasında dünyanın hatta Türkiye’nin gözü tabi ki Taksim’de değildi. Herkes tabi ki olayları konuşmuyordu. Devrim, hükümet düşürme, istifa bekleme, isteklerin koşulsuz kabul edilmesi gibi şeylerin hayal olduğunu ben biliyorum, bu tür beklentilerin çok fazla olduğunu ama benim bu tür beklentilere girmediğimi açıkça söylemek istiyorum. Fakat şunu da söylemek gerekiyor ki lokal bir eylem kendi çapında bu kadar etki uyandırabiliyor ise 90 neslinin politikleşmesi, bu tür eylemlerin artması hiç beklenmedik şeylere neden olabilir. Bunu bilmek, ona göre hareket etmek gerekir. (Bknz. Direnbayan!)

- Güç kimin elindeyse, medya onun elindedir. Zaten gücü tam olarak ele geçirmiş olabilmek için medyaya hükmetmek gerekir. Bu güne kadar böyleydi, bundan sonra da böyle olacaktır. Bu nedenle “televizyonda gördüm, gazetede okudum”ları unutmamız gerekiyor. Farklı kanallardan ciddi araştırmalar yapmadan ilerlememek gerekiyor. İnternette yapılan araştırmalarda ise “doğru mu” sorusunu defalarca sormak gerekiyor. Yoksa içinde bulduğumuz bilgi kirliliğinde gerçek bilgiye ulaşmak pek mümkün olmayacaktır.

Unutulmamalıdır ki, Türkiye yıllarca Doğu, Güneydoğu’yu bu kanallardan izledi, bu gazetelerden okudu. Oturup düşünmek lazım…

- Eylemlerde her zaman provokasyonlar olur. Bunu önlemek ne eylemi yapanlar için ne de polis için hiç zor değildir. Her iki tarafında ciddi anlamda sağdulu olması gerekir. Eylemciler, olayı provoke edenleri ifşa ederse, yalnız bırakırsa meydanda gördüğümüz gibi 3-5 kişi yüzlerce polisin karşısında kalır ve her şey gün yüzüne çıkar. (Bknz. Polis, polis ile çatıştı.)

- Polisimizin (!) ne kadar kin ve nefret dolu olduğunu gördük. Her ne olursa olsun o meydanda olduğu gibi bir saldırı yapılamaz, yapılmamalı. Karşıdakilerin insan olduğu unutulmamalı. “Emir böyle” diye söylense de bu orantısız güç kullanımında maalesef ki provokatör polislerin de çok fazla rolü var. Bunu da unutmamalıyız. (Bknz. Gaz atmayın astım hastaları var.)

- Haklı iken haksız duruma düşmemek için çok büyük bir çaba sarfetmek gerekiyor. Özellikle sinirlerin yıprandığı dönemlerde bu konu çok daha fazla önem kazanıyor. Hem eylemciler, hem de polisler için aynı şey geçerli. Herkesin dilinden düşürmediği “sağduyu” önemini burada bir daha gösteriyor. (Bknz. Sen Gelme Ulan Ayı!)

- Taksim Gezi Parkı olaylarına en büyük darbe olarak Kanyon’da günlerce uygulanan mahalle baskısını görüyorum. Her öğlen orada yemek yiyen, alışveriş yapan yüzlerce kişiyi rahatsız etmek, boykot amacıyla bazı mağazalardan kaldırmaya çalışmak hizmet ettiği “özgürlük” anlayışına aykırı ike bu insanları kimse engelleyemedi. Günlerce yaptılar ve sırf bu nedenle binlerce taraftar kaybetti Gezi Parkı. Keşke birileri Kanyon’da baskı yapan provokatörlere asıl amaçları anlatabilseydi. (Bknz. Kanyon’da mahalle baskısı)

- Siyaset konusunda çok uzun zaman önce yazdığım bir yazı vardı. Bu yazıyı 5 yıl önce yazmıştım ve hala hiç bir şey değişmediği için aynı şeyleri söyleyebiliyorum. Siyaset dediğiniz şey maalesef ki yalan dolan. Zamana ayak uydurmak, konjonktür neyi gerektiriyorsa o şekilde davranmaktır. “10 yıl önce şöyle demiştin, şimdi böyle diyorsun! Hani olmayacaktı. Tamam yapmayalım” gibi binlerce şey sayabilirsiniz. O sırada öyle söylenmesi gerektiği için söylenen sözlerden başka bir şey değildir. Bu nedenle o sözleri dikkate almak, tekrar tekrar gündeme getirmek muhtemelen o siyasetçiler için de bir anlam ifade etmeyecektir. Bunu bilerek hareket etmek çok daha sağlıklı olur. (Bknz. 10 Yıl önce Erdoğan)

- Odak dağıtmak, insanların ilgisini başka yönlere çekerek toplulukları dağıtmak çok uzun zamandır yapılan bir şey. Bu nedenle aynı görüşten bile olsa farklı siyasetçilerin farklı söylemlerinin olması, iyi polis, kötü polis oynamaları çok doğal şeyler. Bunlara kanmamak lazım. Unutulmamalıdır ki aynı görüşte olmasak bile her siyasetçi çok uzun yollar geçerek oralara gelmiştir ve gerçekten salak değildir. Kim bilir, Hülya Avşar veya Necati Şaşmaz’ın çağırılıp konuş(tur)ulmasının ana nedenlerinen biri de budur. Bakın herkes onları konuşuyor! (Bknz. Diren Türkçe, Ülkemizde Nazar var) (Bknz. Zıt kutuplar)

- Çok zıt kutuplardan insanlar bir araya toplanıyorsa, hele ki bu kişiler daha önce politika, siyaset konuşmayan, sevmeyen bir nesil ise öneticilerin, siyasilerin oturup tekrar tekrar düşünmesi gerektiğini gördük. 90 neslinin bu kadar beklenmedik olaylara karışması, herkesi şaşırttı ve şaşırtmaya devam ediyor. Hem eylem anlayışı, hem inatçılığı, hem büyüme tarzı, hem de eğitimi yani her şeyi daha önceki nesillerden farklı olan bu nesli anlamak ve ona göre hareket etmek için siyasetçilerin gerçekten çok çalışması gerekiyor. Bizi kazanmak hiç kolay olmayacak. (Bknz. Nasıl baş edeceklerini bilmedikleri tek şey şiddet dışı eylemler ve mizahtır.)

- Son olarak; 16 gün süren bir eylem, hem eylemcilere hem işgal edilen bölgeye hem de devlete ciddi zarar verir. Ama asıl unutulmaması gereken şey dış güçler. (Amerika’nın oyunu falan değil) 16 gün büyük bir kalabalık aynı yerde duruyorsa o alanda büyük bir provokasyonun olmaması için hiç bir neden yok. Herkesin çok sevdiği bir ülke olmadığımızı hepimiz biliyoruz. 16 günde dünyanın herhangi bir yerinde bulunan herhangi bir örgüt çok ciddi planlar hazırlayarak büyük zararlar verebilir. En korkutucu senaryo bu ve buna göre hareket edilmeli.

Umarım bu olaylar sona erdiğinde bir çok açıdan daha ilerde, daha iyi bir halde oluruz. Çünkü daha kötü olması herkese zarar verir…

Kurumsal Girişimcilik Örneği – Enpara.com

Perşembe, 02 May 2013 1 yorum

Kurumsal girşimcilik, rekabetin yerel ve küresel pazarda hızla artmasıyla ortaya çıkmış olan kavramlardan biri. Şirketler artık sadece iyi yaptıkları şeyi yaparak rakipleri ile yarışamayacaklarını gördüler ve riskler alarak inovatif projeler üretmeye başladılar. Bu fikirler hem şirkete hem de müşterilerine katma değer sağladı ve bu sayede rekabet avantajı da sağladı.

Enpara.com projesi de Türkiye için güzel bir kurumsal girişimcilik örneği. Finansbank çatısı altında bir şube gibi çalışan, yine Finansbank içerisinde bulunan özel bir ekip tarafından oluşturulmuş ve geliştirilmiş olan bir proje.

Geçtiğimiz günlerde Enpara.com’u hayata geçiren ekip ile güzel bir kahvaltı yaptık ve Enpara.com’u konuştuk. Hem sistemin detaylarını konuştuk hem de kafamıza takılan sorulara cevaplar aldık. Oldukça doyurucu bir tanışma oldu.

Öncelikle Enpara.com’un diğer bankacılık hizmetlerinden farkından söz edelim:

- Neredeyse bütün bankaların aldığı kart ücreti, hesap işletim ücreti, havale/eft ücreti gibi küçük ama can sıkan ücretler alınmıyor.

- Yapacağınız hiç bir işlem için bir şubeye gitmeniz gerekmiyor. Hatta, şubeye gitmek Enpara.com için ekstra masraf oluşturmanız anlamına geldiği için mümkün olduğunca bunu engelliyorlar. Tüm işlemlerinizi online olarak yapabiliyor, gerektiğinde Finansbank bankamatiklerini kullanabiliyorsunuz.

- Hesap açma işlemi için www.enpara.com adresine girmeniz yeterli. Size en kısa sürede ulaşıp (Türkiye’nin her yerinde en fazla 5 gün) belgeleriniz ve kartınız ile gelip imzaları alıp gidiyorlar. Başvuru sürecim o kadar kusursuz işledi ki ben bile inanamadım. Önceden telefonla görüşmeler yapıp, en uygun zamanı birlikte kararlaştırıp kartınızı güzel bir kit ile alıyorsunuz. (Hediye kalem ve defter gerçekten farklı ve güzel.) Bilgi doldurmak, sayfalarca imza atmak gibi dertler yok. Her şey kısa ve net.

- İnternet sitesi oldukça sade ve kullanışlı olmuş. Zaten Enpara.com hizmeti ile bir fark yaratmışken, internet sitesinin kötü olması ciddi bir sıkıntı olurdu ama tüm süreçte yaşadığınız olumlu kullanıcı deneyimini burada da yaşıyorsunuz.

- Kartınız da müşteri temsilcisi ile beraber isimsiz olarak geliyor. Bunun nedeni de isimsiz kartın yasal süreçlerden geçmesi çok daha hızlı oluyor ve başınız ağrımıyor.

- “Hesap açma bu kadar kolay, peki kapatmak ne kadar zor?” diye sordum. Aldığım cevap çok net, vadesiz hesabınız dışında açacağınız tüm hesaplarınızı yine tek tuş ile online kapatabiliyorsunuz. Bağınızı tamamen koparmak istiyorsanız tek bir telefon ile yine bu işlemi sonlandırabiliyorsunuz. Yani şubeye gitmek yine yok. (:

- Enpara.com’un en bu hizmetleri sağlamanın yanında tüm bankalar içinde en yüksek faiz oranlarına nasıl sahip olduğunu sorduk ve bunun da cevabı açıktı. Şube yok, dolayısı ile aklımıza bile gelmeyecek bir ton masraf yok. Bu sayede de her zaman en yüksek faiz oranlarına sahip olabileceklerini belirttiler.

- Kartınızı Finansbank atm’lerinde kullanabiliyorsunuz. Bu konuda da ekstra fayda sağlamayı atlamamışlar. Normalde 1.000 TL olan günlük çekim limiti Enpara.com müşterilerine 5.000 TL olarak genişletilmiş.

Şafak Sezer’li reklamları ile de oldukça güzel noktalara değiniyorlar. Potansiyel müşterilerin kafasındaki soruları Şafak Sezer soruyor ve reklamda cevaplanıyor. Reklamları ilk çıktığında da beğendiğimi zaten dile getirmiştim.

Benim açımdan bu hizmette tek eskik mobil uygulamaların olmayışıydı. Tamamen internet üzerinden hallediyorsak mobil uygulama mutlaka olmalıydı. Bu konuyu da sordum, aldığım cevap ile çok da haksız olmadıklarına karar verdim. Enpara.com bir kurumsal girişimcilik örneği ve her girişimde olduğu gibi kaynakları en iyi şekilde değerlendirmek gerekir. Bu nedenle başlar başlamaz tüm kaynakları harcamak yerine abone sayısına göre en uygun zamanı bekleyip mobil uygulamaları da yayına almayı hedeflediklerini söylediler. Yakın zamanda uygulamalarda geliyor.

Enpara.com’un beklenenden hızlı büyüdüğünü (şu anda 80.000 civarı müşteri) ve hedeflerini çoktan tutturduğunu da belirtmek lazım.

Türkiye’nin bankacılık hizmetlerini kullanma oranında dünya sıralamasında üst sıralarda olduğunu biliyorum. Bu tür hizmetler sayesinde de çok daha iyiye gideceğine inanıyorum. Asıl güzel olan şey ise kurumsal girişimcilik örneklerinin artacağına dair bir gösterge olması. Hem bankacılık hem de diğer sektörlerde kurumsal girişimciliğe daha fazla değer verilir umarım.

Categories: Benden size, İnternet dünyası Tags:

Avea ve Bir Müşterinin Maddi Değeri!

Pazartesi, 18 Şub 2013 3 yorum

Geçtiğimiz aylarda Avea ile çok enteresan bir deneyim yaşadım. Yaşadığım bu deneyim kısaca şöyle; İnternet paketimin bittiğine dair bir sms aldım. Bu mesajdan hemen sonra tekrar paket alabilmek için yapmam gerekenleri yaptım ve başvuruda bulundum. Paket isteğimin alındığına dair bir sms daha alınca önceki deneyimlerimden dolayı hızlıca onay mesajının geleceğini ve yüklemenin yapılacağını bildiğim için hızlıca maillerimi kontrol ettim ve telefonu bıraktım. Bu işlemden sonra onay mesajının geldiğini gördüm ve onay gelmeden mail kontrol ettiğim için ufak bir miktar kesildiğine dair bir bildirim aldım. Asıl problem ise bundan sonra başladı. Onay mesajını almış oluğum için rahat bir şekilde telefonumdan internet kullanmaya devam ettim ve 1 saat sonra hattımdan 25 TL daha kesildiğine dair bir bildirim aldım.

Bunun üzerine müşteri hizmetleri ile defalarca görüşüp bu kesintinin haksız olduğunu ve internet paketimin daha önce güncellendiğini bildirdim. Bunu sistemden gördüklerini fakat daha önceki mail kontrolümün sırasında 25 TL’lik data harcadığımı öne sürdüler. Halbuki o kullanımım için daha önce kesinti yapılmıştı.

Defalarca şikayet kaydı açtırmama rağmen herhangi bir dönüş yapılmadı ve bu mağduriyetimle ilgili net bir sonuç alamadım.

Şimdi bu konunun müşteri değeri ile ilgili olan kısmına gelelim. Siz bu yazıyı okurken muhtemelen ben 9 yıllık AVEA aboneliğimi sonlandırmış farklı bir operatöre (muhtemelen Vodafone) geçmiş olacağım. 9 yıllık güzel birlikteliğimiz saçma bir olay nedeniyle sonlanmış olacak. Üstelik bir çok kişi için AVEA sevilmeyen markalardan (hatemark) olduğu halde benim sevdiğim markalardan (lovemark) biriydi. Bir çok kişiyi AVEA müşterisi yapmış, her fırsatta güzel hizmet aldığımı dile getirmişimdir.

Yaptığım araştırmalara göre uzun vadede bir operatörün “müşteri kazanma maliyeti” minimum 30$ maksimum 1.000 TL olarak karşıma çıktı. (Kesin rakamlar değil. – 30$ olmaması gerekiyor çünkü 1 yıl içerisinde yapılan reklam çalışmaları, kampanyalar, açılan bayiiler vs. için harcanan paranın, o yıl içerisinde gelen yeni abone sayısına oranı oldukça yüksek çıkar.) Yapılan tüm çalışmalar sonucu bir operatör yeni bir müşteri kazanmak için en az 30$ para harcıyor. Yeni müşteri kazanmak için o kadar para harcıyorken bir müşteriyi kaybetmeyi nasıl bu kadar rahat göze alabiliyorsunuz? Üstelik kayıtlarınızda bu müşterinin harcama miktarları ve memnuniyet durumuna yönelik bilgiler bulunuyorken (Yoksa bulunmuyor mu?) bunu nasıl bu kadar rahat gözden çıkarabiliyorsunuz?

Bir müşteri kazanmanın yanında kazandığınız müşterileri elinizde tutmak için yaptığınız çalışmalar da olurken, %99 ihtimalle sizden kaynaklanan bir hatadan dolayı müşerinizi kaybetmeyi nasıl göze alıyorsunuz anlamıyorum. Üstelik, elle tutulur bir sonuç veya çözüm önerisi üretmeye bile çalışmıyorsunuz.

Avea’ya elveda derken son bir yardım olarak şu siteyi paylaşıyorum: www.uzaktancrmegitimi.com

Umarım ilerleyen zamanlarda müşterilerine daha fazla değer verirler.

Mobil Site VS Mobil Uygulama

Cumartesi, 12 Oca 2013 5 yorum

Mobil uygulamalar mı, mobil internet siteleri mi? Markanız için hangisi önemli? Siz olsanız önceliğiniz ne olurdu?

Benim araştırmalarıma göre kazanan mobil siteler.

Markalar ve Mayalar

Çarşamba, 26 Ara 2012 4 yorum

2012’nin son aylarında en çok konuşulan olaylardan biri de “Mayalar” ve “Kıyamet” kehanetleri oldu. Çok uzun zamandan beri konuşulan bu kehanetler ile ilgili Türkiye’de pazarlama anlamında bir fırsat doğdu.

Peki bu fırsatı değerlendirebildik mi? Bence hayır!

21 Aralık bitti ve geriye dönüp baktığımız zaman “markalar” bu konuda sınıfta kalmış görünüyor.

Not: Şirince köyü, bunca habere rağmen “boş” kaldı!

“Önümüze çıkacak diğer fırsatları daha iyi değerlendirmek dileğiyle” diyerek sosyal ağlarda karşılaştığım “Mayalar” hakkında paylaşım yapan markaları bir bakalım.

Üniversite Sonrası Kariyeriniz İçin 10 Klasik Öneri!

Pazartesi, 17 Ara 2012 1 yorum

Üniversiteyi kazandıktan sonra iş hayatına geçtiğim zamana kadar gözlemlediğim “Üniversite ve Kariyer” aralığında 10 konuyu bir sunum halinde paylaşıyorum.

Bu konuyu 10 madde ile 100 madde ile sınırlamak kesinlikle mümkün değil fakat benim yaşadıklarımı özetlemesi açısından faydalı 10 madde olduğuna inanıyorum.

Categories: Benden size, Üniversite hayatı Tags:

Ali Ağaoğlu, ING Bank Aslanı ve Turkcell Gangnam Style Reklamları

Pazartesi, 03 Ara 2012 4 yorum

Genel olarak problemlere var olunan platformlardan cevap verilmesi taraftarıyım. Ağaoğlu’nun reklam ajansı da bu konuda iyi bir çalışma yapmış ve güzel bir “Duyduğunuza değil, gördüğünüze inanın” konulu reklam kampanyası başlatmışlar. Bu reklam kampanyasıyla hem büyük olay olan Maslak 1453 projesi ile ilgili cevap verilmiş hem de My Towerland projesinin reklamı yapılmış oldu.

Bu reklamlardan çıkarılabilecek en önemli ders reklam ajansı sosyal ağlarda konuşulanları çok iyi takip edip analiz etmiş ve bu sayede reklamın ana stratejisini oluşturmuş.

Diğer reklamlar için Facebook sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

ING Bankası’nın logosu olan karizmatik aslanın bir reklam yıldızına dönüşmesine ne diyorsunuz? Bir anda bütün karizmatiklik gitti, insanların korktuğu, sevmediği bir karakter oluştu. Hele o insan dişleri “yok artık” dediğimiz nokta. devamını oku…

Türkiye’nin Sosyal Medya İle İmtihanı

Pazar, 07 Eki 2012 5 yorum

Uzun zamandır markaların sosyal ağlarda yaşadıkları problemleri gördüğüm zaman sunumlarımda kullanmak için ekran görüntülerini alıyordum. Sunumlarda, eğitimlerde de oldukça fazla kullandım. En son bu ekran görüntülerini kullanarak kısa ve net bir sunum hazırlamanın faydalı olacağını düşündüm ve aşağıdaki sunumu hazırladım. Bir çok kişinin oldukça işine yarayacağına eminim.

TNT ve Tipp-Ex Reklam Çalışmaları

Perşembe, 12 Nis 2012 22 yorum

Bugün gördüğüm ve ikisine de hayran kaldığım iki videoyu paylaşmak istiyorum. Kayıtlarda dursun, örnek gerektiğinde kullanılsın. Hani her yer “viral viral” diye yıkılıyor ya, işte viral yayılım için reklam böyle hazırlanır!

TNT Reklam Çalışması:

TNT televizyon kanalı reklam yapmak için nasıl bir şeyler yapabiliriz derken sanırım kanalımızda olan bitenleri hızlandırılmış şekilde verelim ama isteyenlere verelim demişler. Sonunda da aşağıdaki reklam videosu ortaya çıkmış! Detaylar ve kalite müthiş! Bu arada, reklam kurbanlarının sakinliği ise inanılmaz!

devamını oku…