arşiv

‘Reklam dünyası’ kategorisi için arşiv

Hedef Kitleniz Belli mi?

Cumartesi, 09 Oca 2010 3 yorum

Geçtiğimiz gün İzmit merkezde (Yürüyüş Yolunda) büroşür dağıtan genç bir bayan gördüm. Yolda öylesine yürürken dikkatimi çekti ve biraz izledim. İzledim çünkü yanından geçtiğim halde bana dağıttığı el ilanından vermedi.

Benden sonra etraftan geçen kimseye ilanları vermediğini gördüm. Sonra yolun kenarında yürüyen yaşlı bir adama yaklaştı ve ilandan bir tane uzattı. Ben tabi izlemeye devam ettim. (İlanı verdiği yaşlı amca yanımdan geçene kadar ilana bakıyordu) Sonra gençlere ilan vermemeye devam etti ve tekrar bir yaşlı adama yaklaşıp ilanı uzattı. O adamda inceledikten sonra katlayıp cebine koydu…

Şunu demek istiyorum. O ilanı bana ve etraftaki diğer insanlara vermiş olsaydı muhtemelen bakıp, ilgimizi çekmediği için çöpe atacaktık. Ama genç bayan, ya kendisine verilen talimattan dolayı ya da odaklı reklam konusuna inandığı için o ilanları sadece yaşlılara dağıtmayı tercih etti. Bu yaptığıyla da muhtemelen hedef kitlesine ulaştı, ilgilerini çekti yani başarılı oldu…

Televizyon, radyo, gazete, dergi, internet veya sokaklar… Reklam nerede yayınlanıyorsa yayınlansın odak noktası, hitap ettiği kitle çok iyi belirlenmeli, mutlaka özel bir strateji oluşturulmalı ve ona göre reklam yapılmalı. Bunu yapmadığınız zaman yaptığınız şeyin parayı ortalığa atmaktan başka bir şey olmadığını bilmeniz lazım.

Parayı ortalığa atmayın, gidip vermek istediğiniz kişiye verin...

Coca Cola ve Reklamları

Cumartesi, 05 Eyl 2009 4 yorum

Coca Cola reklamlarını herkes çok sever. Neden? Çünkü bu reklamlar her zaman duygularımıza hitap etmiştir, yayınlandığı zamana göre güzel bir anlam içermiştir.

Sadece zamana uygun reklam yapmak da yetmez aslında. Bunu iyi aktarabilmek de bir o kadar önemlidir. Sonuçta tüm markalar bayramlarda bayram reklamı, ramazanda ramazan reklamı, milli maçlarda maç reklamı yayınlar. Yine bunların içinden zekice yapılmış olan, izleyiciye en samimi olan ön plana çıkar, sevilir, konuşulur.

Coca Cola bunu başarıyor. Her dönemde yaptığı reklamlarla ön plana çıkıyor. Türk markası olmadığı halde Türkiye’nin yapısına uygun iyi reklam çıkarmayı başarıyor. Diğer Türk markalarına göre daha yerel, daha geleneklere uygun reklam yayınlıyor. Yani dünyanın bir çok ülkesinde yaptığı gibi iyi lokalizasyon yapıyor. Marka konumlandırmasına da en az marka kadar önem veriyor.

Pepsi’nin bir çok ülkede çok popüler olduğu halde Türkiye’de popüler olamamasının en büyük nedenlerinden biri de budur. Türkiye pazarını, Türkiye halkını tanımadan, benimsemeden Pepsi’nin dünyada ki popülerliğinden faydalanıp bir yerlere gelmeye çalışması onu bu pazarda gerilere düşürdü.   devamını oku…

Alın, Verin, Ekonomiye Can Verin

Pazar, 30 Ağu 2009 5 yorum

Son zamanlarda gördüğüm en güzel reklam, krizin etkilerinden kurtulmanın basit yollarının anlatıldığı “Ekonomiye Can Verin” reklamları. Bu reklamlarda Meliha Okur, Deniz Gökçe, Yaman Toruner, Akın Öngör gibi ünlü ekonomistlerin yer alması çok daha etkili olmuş. Çünkü ekonomi alanında uzman olan bu kişilere olan güven daha farklıdır. Her zaman olduğu gibi bu reklamda da bilinçaltına çalışmışlar. (: Aslında çok önemli olan konuları basitleştirerek izleyicilere ünlü kişiler aracılığı ile aktarmışlar.

Ünlülerin bu tür konularda konuşması her zaman daha etkili olmuştur, hele bizim insanımızda çok daha etkili olmuştur. Ne de olsa Türkiye’de en çok güvenilen kişilerin başında Seda Sayan geliyor (:

Umarım bu reklam serisi uzun süre devam eder ve insanlarımız paralarını (yastık altı paralarını) bu döngüye karıştırır. Böylece krizin etkilerinin geçmesine güzel bir katkı olur.

Reklam açıklaması ise şöyle:   devamını oku…

Marka Konumlandırması Üzerine

Pazar, 23 Ağu 2009 yorum yok

Markaların üzerinde en çok düşünmeleri geken konulardan biri konumlandırmadır. Bu konuda birçok marka hatalara düşmektedir. Kendini farklı tanıtarak bir yer edinmeye çalışıyor ama aslında çok şey kaybediyor.

Friendfeed’de tartışılan bir konudan dolayı bunu yazma gereği duydum. Tartışma, Vodafone‘un kendini Türkiye Gsm sektöründe neden “Dünya 3G lideri” olarak gösteriyor üzerineydi. Evet, Vodafone bunu yapıyor ve ülkemizde sadece 3 firmanın olduğu bir sektörde en iyi olmadığı halde en iyi gibi göstermeye çalışıyor. Bunu da yurtdışı başarılarına bağlıyor. Dünyada bir çok yerde kullanılan bir operatör olması ve 3G konusunda daha önceden çalışmalar yapmış olması ona bu hakkı veriyor ama gerçekler böyle değil.

-Vodafone 3G’yi ilk sağlan firma değil. (Dunyada ilk olarak NTT Docomo 3G’yi aktif hale getirdi ve kullandirmaya basladi – http://www.out-law.com/page-2026 )

-Vodafone en fazla 3G kullanıcısına sahip operatör de değil. (Dünya üzerinde 3G abonesi en yüksek operatör NTT DoCoMo’nun 3G Servisi FOMA.)

Bu rakamlara göre dünya lideri olmadığı halde neden Türkiye de kendini bu şekilde konumlandırıyor anlamış değilim. Üstelik Türk piyasasında da lider konumda değil ve bunu herkes biliyor.

Bunu yaparak bence çok büyük bir hata yaptılar ama farkında değiller. Bakalım ilerleyen zamanlarda nasıl bir yol izleyecekler.

Bu konuda defalarca okunup ders çıkarılması gereken bir hikaye var. Birilerinin bunu Vodafone yetkililerine okutması lazım.

Dünyanın farklı yerlerinde çok iyi traşlar yapmış ve takdir toplamış bir berber, Fransa’ya yerleşme kararı almış. İşlek bir cadde üzerinde güzel bir dükkan tutmuş ve tabelasını yaptırarak üzerine “Dünya’nın En İyi Berberi” yazısını yazdırmış. Dükkanını açtıktan sonra uzun bir süre işlerinin pek iyi gitmediğini görmeye başlamış. Daha sonra düşünmüş taşınmış, tabelasını değiştirme kararı almış. Acaba “Dünyanın En İyi Berberi” lafı biraz abartılı mı oldu diyerek yeni tabelaya “Fransanın En İyi Berberi” yazdırarak denemeye karar vermiş. Ancak bu şekilde de işlerinde çok az bir yükselme olsa bile istediği geri dönüşü alamamış.

Tam umudunu yitirmeye başladığı bir gün dostunun tavsiyesi ile tabelasını son defa değiştirerek denemeye karar vermiş. Tabelaya “Bu Caddenin En İyi Berberi” yazısını yazdırmış ve işleri inanılmaz derecede açılmaya, hatta yetişememeye başlamış. Daha sonrasında farklı caddelerde aynı tabelayı kullanarak şubeler açmış. Bu şekilde başarıya ulaşmış.

Umarım gereken mesaj alınmıştır. Bu hikayede olduğu gibi HSBC bankası çok güzel bir yerelleştirme çalışması yaptı ve “Dünyanın yerel bankası” olduklarını söyledi. Bunu söylediler ama sadece lafta kalmadı 81 ilimize bir çok bankadan önce şubelerini açıp hizmete başladılar. Çalışma prensiplerini bilmiyorum ama marka çalışmaları çok başarılı oldu.

Bir de Coca Cola var ama ona ayrı bir yazıda değinmeyi istiyorum. Diğer yazıyı bekleyin. :)

Bir Gecede Youtube Olmak

Perşembe, 30 Tem 2009 2 yorum

Şu anda herkesin bildiği gibi dünyanın en çok ziyaret edilen video sitesi youtube. Peki youtube nasıl bu duruma geldi, yoksa herkesin bildiği garaj hikayesi doğru mu?Ve ohikayenin sonunda da bu kadar geliştiler mi?Belki bu söylenenlerin bir kısmıdoğru ama youtube gibi bir şey yapmak aslında hiç de kolay değil. Tamam yapılmamışı yapmak, her zaman ilk olmak, gelişme için çok etkili bir şey ama onun da sınırları vardır. Sizlere youtube hakkında bazı gerçekleri yazıp aslında bir gecede youtube olmanın o kadar kolay olmadığını, çok büyük emekler ve paranın gerektiğini ve kesinlikle kaliteli yatırımcılara ihtiyaç duyulduğunuanlatmak istiyorum.

Önce klasik hikayeyi özetleyecek olursam ;
Basit bir kamera ilearkadaşlarının çektikleri videolarını birbirine göndermek isteyen 3 üniversiteli öğrenci bunu internet üzerinde yapmaya karar verir ve youtube fikri oluşmaya başlar. Bu kararı da bir garajda alırlar ve siteyi garajda yapmaya başlarlar. Kendi videoları yayılır ve çok kısa sürede çok büyük bir video sitesi ortaya çıkar. Hikayemiz kısaca bu şekilde gelişir. Malesef sizi hayal kırıkığına uğratacak şey ise aslında bu işin tam olarak bu şekilde olmadığıdır. Sadece garaj kısmı ise bir bakıma doğrudur.

Youtube kurucuları kimlerdi, ne iş yapıyorlardı, gerçekten üniversite öğrencileri miydi ?
Youtube nin o meşhur kurucuları büyük üniversitelerde bilgisayar ana dalında yüksek öğrenim yapan 3 gençti yani klasik üniversite öğrencileri değillerdi. Chad Hurley, Steve Chen ve Jawed Karim, bu isimler internet üzerinde iş yapan kişilere çok da yabancı değil. Neden mi? Çünkü bu youtube’nin kurucuları daha öncede şu anda dünya da en çok kullanılan online ödeme sistemi olan Paypal‘ın kurucularındandılar. Paypalı kurup geliştirdikten sonra en büyük online alış-veriş sitesi olan Ebay‘a satarak büyük bir para kazanan bu dahi arkadaşlar daha sonra da youtube fikrini geliştirmeye karar veriyorlar.

Peki her yerde dönüp dolaşan garaj hikayesi ne oluyor ve biz bunu nereden biliyoruz ?
Garaj hikayesinin yalan olan kısmı youtube fikrinin birden bire ortaya çıkması ve yayılması, gerçekolan kısmmı ise garajda çalışılması. Youtube’nin kurucuları geçici olarak garajı ofis olarak kullanıyorlar ve bu da hikayeye gerçeklik payı katıyor.

Aslında bu konu da kesin doğrudur desem yalan olur. Çünkü araştırmalarım sonucu youtube isminin 15 şubat 2005 de alındığını gördüm. Resmi açılışı ise bundan neredeyse 9 ay sonra. Bir amatör proje için uzun bir süre. Neyse işte youtube kurucuları paypal gibi bir sistemi kurduklarına göre youtube gibi bir projenin de ellerindepatlaması çok da olası değildi zaten, bunun üzerine bir de “melek yatırımcı” diye adlandırılabilecek geleceğe yatırım yapmayı göze alan yatırımcılarında desteğini aldıkları zaman büyümeleri fazla zaman almadı. İlk yatırımcı da 3.5 milyon$ yatırım yaparak projeye ne kadar güvendiğini gösteriyor zaten. Youtube açılmasından 5 ay sonra bile sadece bandwidth için 6 milyon $ lık bir bütçeye ihtiyaç duyuyordu. Bu miktar ise şu anda günlük 170.000$. Hiç de az değil, bu da ilk kurulduğunda da hiç de az maiyetle kurulmadığını gösteriyor. Tabi bu harcamalara rağmen şu anda günlük 175.000$ gelir de elde ediyorlar. Bu arada youtubenin google ye 1.65 milyar dolarlık satışına 7 den 77 ye herkes bildiği için hiç girmiyorum bile…

Peki neden böyle basit bir hikaye ortaya çıkarıldı ?
Şimdi bir gecede youtube olmanın aslında hiç de kolay olmadığını gördük. Yani önce yapılmamış bir proje bulmak, geliştirmek sonrasında büyük yatırımcılar ile anlaşmak, destek almak hiç de kolay iş değil hele ülkemiz koşullarında bu daha da zor bir durumda. Youtube’nin klasik hikayesine gelince, bu bencekesinlikle bir reklam projesiydi. Çünkü en iyi reklam ağızdan ağıza yapılan reklamdır. Paypal gibi bir sistemin kurucuları da mutlaka pazarlama konusunda çok bilgilidirler. Ortaya atılan garaj hikayesi de youtubenin en az para harcayarak yaptığı reklamdır herhalde.

Peki ben bunu neden yazdım !
Aslında proje geliştirmenin hiç kolay olmadığını, bir şeyler yapabilmek için yapılmayanı bulmanın sadece bir başlangıç olduğunu göstermek tek amacımdı. Kesinlikle birilerinin hevesini kırmak değil, gerçekleri göstermekti. Bazı gerçekleri bilmek, yapabileceklerimizi yapmaya çalışma konusunda da bizlere çok iyi fikirler verebiliyor en azından olaylara daha gerçekçi yaklaşmamıza neden oluyor.

Yazıyı bitirirken sizlere video siteleri ile ilgili bir istatistiği de sunmak istiyorum. Aşağıdaki tabloda Almanya, Fransa ve ABD baz alınarak Türkiyede kiaylık çevrimiçi video istatistikleri ortalaması yer alıyor. İşinize yarayacağına eminim. Ayrıntılarıyla resime bakmak için tıklayın.

Yazıyı yazmamda desteğini esirgemeyen Erhan Erdoğan ve Volkan Özçelik‘e teşekkürlerimi sunuyorum. Yeni bilgi ve gelişmeler olursa yazıya ekleme yapacağım, sizlerde bildiklerinizi yazarak yazıya katkıda bulunabilirsiniz…

Pascal Nouma – Alpet Reklamı

Salı, 26 May 2009 yorum yok

Link: Pascal Nouma - Alpet Reklamı

Habertürk Gazetesi

Pazartesi, 02 Mar 2009 yorum yok

Bugün her yerde Habertürk gazetesini aradım. Birçok yerde gazetenin ilk günü olmasından dolayı kalmamıştı. “Türkiye’nin tek değişik gazetesi” sloganı ile yola çıkan gazete diğer gazeteler ile aynı stant da yer almıyordu. Gazeteyle beraber reklamlı bir Habertürk standı gelmiş, gazeteler de onun içindeydi.

Neyse gazeteyi elime aldım, gidip 75 kuruş verecekken adam 50 kuruş diyerek beni sevindirdi Her yerde 75 kuruş olacağı söyleniyordu ama 50 kuruş ile iyi bir başlangıç yaptı. Tabi yine de pahalı olduğunu düşünüyorum.

Gazete kuşe kâğıt (farklılık 1) olduğu için biraz farklı geldi ilk olarak. Tabi her bölümü ayrı ayrı sayfalandırdıklarını bilmediğim için gazetenin diğer parçaları içinden düştü, bunda kuşe kâğıt olduğu için eklenen kayganlık fazlasıyla etkindi.

Benim gördüğüm diğer gazetelerden en büyük farkı da gazetenin eklere ayrılmış şekilde olmasıydı (farklılık 2). Yani şöyle söyleyebilirim. Ana haber sayfası, spor, magazin, ekonomi ve bulmaca olmak üzere 5 ayrı gazete şekline getirilmişti. Diğerlerine göre büyük bir farklılık diye görebiliriz.

Gazetenin kuşe kâğıda basılacak olması çok konuşuldu, büyük farklılık olarak görüldü ama gördüğüm kadarıyla biraz kandırıldık. Çünkü gazetenin ilk sayfaları dışındaki sayfaları normal gazete kâğıdı ile aynı. Ve bulmaca gazetesi de yazılması kolay olsun diye (!) normal gazete kâğıdına basılmıştı. Yani ilk sayfaların kuşe kâğıt olması, diğerlerinin farklı olması biraz kandırıldık hissi verdi bana.

Bunlar dışında içerik, tasarım, yazılar hiç farklı değildi. İçerik olarak tek farklılık içten açılan reklam ve çeyrek sayfaya katlanan reklamlar olmuş. Yani demek istediğim o kadar farklılık yarattık diye konuşuldu ama çokta farklı bir şey yoktu.

O kadar reklamdan sonra ne kadar sattığını çok merak ediyorum. Nede olsa Ciner grubuna ait bir gazete, Sabah gazetesine yetişebilecek mi merak ediyorum. Fatih Altaylı köşe yazıları yazıyor, hata bu gün kendisi için çok duygusal bir konudan bahsetmişti. Yazının hepsini eklemeye niyetim yok sadece şu sözlerini yazmak istiyorum “Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu gün benim için 2 Nisan“. Evet, onun için 2 Nisan çünkü 1 Nisanda Sabah gazetesi satılmış ve kendisi gazetesiz kalmıştı. O yüzden “acaba Sabah gazetesine yetişebilecek mi?” diyorum.

Fazla umudum yok ama umarım onlar için en güzeli olur. Amaçlarına ulaşabilirler de farklılık yaratırlar. Benim gözlemlediklerim bunlar. Yazar kadrosu falan internetten gazete okuyan biri olduğum için pek umurumda değil, nasıl olsa online istediğimi okuyorum.

Belki bir daha bu gazeteyi hiç almayacağım ama sizde alıp deneyebilirsiniz, yargısız infaz yapmak yakışmaz.

Görüşmek üzere…

Sabah gazetesi reklamı – Hangi tarafımızdan vazgeçelim

Cuma, 27 Şub 2009 yorum yok

Son zamanlarda izlediğim en etkili reklam. Ve hayatımda izlediğim en güzel reklamlardan bir tanesi. Reklam yapımcısını kutluyor, en kısa zamanda güzel bir ödül almasını ümit ediyorum…

Bu da reklam sözleri :

Türkiye Cumhuriyetini Biz Kurduk

Kimimiz Sivil idi Kimimiz Asker

Kimimiz Kentliydi Kimimiz Rençber

Kimimiz Kürttü Kimimiz Çerkez

Sünni de Vardı Alevi de…

Eğitimlide Vardı Alaylıda…

Gencide Vardı Yaşlısı da…

Biz Böyle Biz Olduk…

Kardeşlerim Hangi Tarafımızdan Vazgeçelim…

Başı Örtülümüzde Var Mini Eteklimizde Var

Sağda Olanımız da Var Solda Olanımızda Var

Doğulumuzda Var Batılımızda Var

Bu Ülkeyi Biz Kurduk…

Özgürce Yaşayalım Diye…

Kardeşçe Yaşayalım Diye…

İnsanca Yaşayalım Diye…

Hepimiz Bir Olmasak ta Hepimiz Bir Olduk

Şimdi Söyleyin Hangi Tarafımızdan Vazgeçelim…

Bir sabah uyanacaksınız gazeteniz değişecek

Pazartesi, 16 Şub 2009 yorum yok

Başlık yabancı gelmedi değil mi? Bugünlerde her yerde bu reklamı görüyorum ve şu anda meraktan çatlamak üzereyim. Bunun en büyük nedeni ise reklamları çok seviyor olmam, hele bir de tahmin ettiğim şeyler çıkınca daha da seviniyorum.

Reklam her yerde aynı şekilde değil bu da ilgimin çekmesinin bir başka nedeni.Çünkü sloganların hemen hepsine baktım ve ilk olarak ilgimi çeken şey mutlaka şu anda var olan bir gazete isminin kullanılmış olması. Sabah, Akşam, Vatan, Hürriyet, Milliyet bu isimlerin hepsi reklamlarda geçiyor. Bu yüzden merak kat sayılarım arttı.

Reklamın Doğan yayın grubu ile ilgili olabileceğini tahmin ediyorum çünkü geçtiğimiz günlerde haberlerde “Doğan holding seçim öncesi Türkiye de ki reklam panolarının hepsini kiraladı” diye bir haber görmüştüm. Bir bilgisi olan varsa bilgilendirirse çok memnun olurum, bakalım altından ne çıkacak…

GÜNCELLEME: Friendfeed de sordum ve sağ olsun arkadaşlar cevapladılar. Bu Habertürk grubunun çıkaracağı bir gazetenin reklamıymış. İlginç bir reklam olmuş ben beğendim. Ayrıntıları öğrenirsem eklerm buraya ….

Defacto – Jean Amerika’nın Şalvarıdır

Perşembe, 02 Eki 2008 3 yorum

Son zamanların en ilginç reklamı Defacto tarafından yapıldı. Jean Amerika’nın şalvarıdır sloganı ile yola çıkan defacto artık jean üretimini durdurmuş. Şimdi şöyle bir durum var, 7 yıldır piyasada olan bir firmanın birden böyle bir değişiklik yapması akıllara bir çok soru getirmiyor değil. Acaba jean üretirken kullandıkları ürünlerde mi sorunlar çıktı, jean üretmeyerek daha fazla kar elde edebileceklerini mi düşünüyorlar, yoksa sloganın enteresanlığından aklıma gelen şey, bu işin siyasi bir yönü mü var? Bu sorular tartışıladursun Defacto’nun yaptığı açıklamaya göre “Jean Amerikalıların göçler sırasında soğuktan korunmak için giydikleri kıyafetlerdir. Bizim ülkemiz ise akdeniz iklimine sahip, bu tür giyisiler giymemize gerek yok.” Yani tam olarak olmasa da söylediklerinden bu anlam çıkıyor. Tabi reklamın asıl amacı yeni ürettikleri terletmeyen, ütü gerektirmeyen keten tarzı pantolonlar ile yeni bir yer edinmek. Yaptıkları reklam da bu yüzden zaten. devamını oku…